Binbir Gece'nin Büyülü Atlası
- Brandmap Haber

- 16 saat önce
- 5 dakikada okunur

Berat Genç
Bir serginin teması nasıl oluşturulur?
Temaya uygun eserler nasıl inşa edilir, nasıl sergilenir?
Bu temanın üslubu “masalsı” olması olabilir mi?
Sorular, sorular… Binbir Gece Resimleri sergisinde 8 ressam, 108 eser, adeta bir masala cevap olurcasına dizilmiş. Bundan söz ediyorum. Cevaplarını bir ressam üzerinden vereceğim, sergiye de kefilim çünkü küratörlüğünü Uğur Batı yaptı!
Bunu özellikle böyle ifade ettim, kendisi özel sergiler kuruyor.
Başlayalım.
Biliyorsunuz, kentler, yalnızca coğrafi sınırlarla tanımlanan yerleşimler değildir; aynı zamanda anlamın üretildiği, kimliğin yeniden kurulduğu ve kolektif hafızanın şekillendiği canlı organizmalardır. Bu bağlamda sanat, bir şehrin kendini anlatma biçimlerinden biri olmanın ötesinde, o şehrin geleceğe dair vizyonunu görünür kılan stratejik bir dil işlevi görür. Endüstriyel dinamizmiyle tanınan Kocaeli’nin son yıllarda kültür ve sanat alanında attığı adımlar, tam da bu dönüşümün işaretlerini taşımaktadır. Bu işaretleri sanatla birleştirmek çok önemli ve ben şimdi böyle bir sergiden söz edeceğim. Bir ressam üzerinden, Halime Türkyılmaz üzerinden yapacağı bunu.
Serginin Mekânı
İzmit’in merkezinde konumlanan yeni kültür mekânları ve bu mekânlarda hayat bulan sergiler, kentin üretim temelli kimliğini anlam temelli bir kimliğe doğru genişletmektedir. “Binbir Gece Resimleri: Düşler Atlası” sergisi, bu dönüşümün simgesel bir eşiği olarak karşımıza çıkar. Masal anlatı geleneğinden beslenen sergi, yalnızca estetik bir deneyim sunmakla kalmaz; izleyiciyi zaman, mekân ve kimlik üzerine düşünmeye davet eden çok katmanlı bir anlatı kurar.
Bu sergi, Doğu’nun sözlü anlatı mirasını çağdaş sanatın görsel diliyle buluştururken, yerel hafıza ile evrensel estetik arasında güçlü bir bağ kurar. Her eser, bir hikâyenin fragmanı gibi izleyiciye sunulur; ancak bu hikâyeler tamamlanmış değildir. Sergi, anlamın izleyici tarafından yeniden kurulmasını bekleyen açık uçlu bir düşünce alanı yaratır. Böylece sanat, bakılan bir nesne olmaktan çıkar; içinde yürünülen, deneyimlenen ve içselleştirilen bir düşünsel coğrafyaya dönüşür. Bu da özel bir biçim anlatı bize.
Halime Türkyılmaz: Renklerin ve Düşlerin Dokusunda Bir Atlas
Halime Türkyılmaz’ı nasıl bilirsiniz?
Sanat, bazen bir kum tanesinin hafifçe düşüşünde, bazen bir fırça darbesinin beklenmedik jestinde gizlenir. Halime Türkyılmaz’ın dünyası tam da bu iki uç arasında salınır: Doğanın en ham maddesiyle, mineral taşların tozlu nefesiyle başlayan bir serüven; ve insan ruhunun en derin düşlerine uzanan, evrensel bir yüzey yaratma çabası. Yaklaşan sergisi “Binbir Gece Resimleri: Düşler Atlası” ile Kocaeli Sanat Galerisi’nde, 6-16 Mart 2026 tarihleri arasında izleyiciyle buluşacak olan Türkyılmaz, yedi ressamın yetmiş eserlik kolektif bir renk tayfında yerini alacak. Bu sergi, yalnızca resimlerin değil, enstalasyonların ve çapraz disiplinli bakışların da buluştuğu bir “renk tayfı” olarak tanımlanıyor. Açılış saati 16.00’da başlayacak bu etkinlik, İzmit Millet Bahçesi’nin huzurlu atmosferinde, düşlerin atlasını fiziksel bir mekâna taşıyacak.
Onu Tanımak!
Halime Türkyılmaz, 1987 yılında Kırşehir’in bozkır kokulu topraklarında doğdu. Çocukluğu, ayçiçeği tarlalarının sarı kareleri, buğday başaklarının altın rüzgârı ve ortada tek başına yükselen bir ağacın yalnızlığıyla şekillendi. Anadolu’nun iç kesimlerinden Ege’nin zeytin ağaçlarına, oradan İstanbul’un karmaşasına uzanan coğrafi yolculuğu, onun sanatına da aynı göçebeliği miras bıraktı. 2005’te Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü Resim-İş Öğretmenliği’ne başlayan Türkyılmaz, 2009’da mezun oldu. Ancak asıl sanat yolculuğu, üniversite ikinci sınıfında, 2008 yılında başladı: Boyasız, doğal mineral taşlarla –yani kumla– resim yapmaya. Bu teknik, onun imzasını taşıyan bir “resim mühendisliği”ne dönüştü.
Türkyılmaz’ın kum resmi tekniği, sanat dünyasında gerçek bir yenilik olarak kabul edilir. 0-0,7 mikron aralığındaki mineral taşlar –Tekirdağ ve Eskişehir taş ocaklarından özenle seçilen, doğanın kendi renk skalasını sunan granüller– boya kullanılmadan, doğrudan dökme ve sabitleme yöntemiyle tuvale işlenir. Şeffaf yapışkanla zemine uygulanan taşlar, spatulayla, parmakla ya da jestüel hareketlerle şekillenir; ardından püskürtülen seyreltilmiş yapışkanla hem alttan hem üstten sabitlenir. Bu süreç, bir tür ritüel gibidir: Tozun dansı, rüzgârın izi, zamanın dokunuşu… Sonuçta ortaya çıkan yüzey, nostaljik, dokulu ve adeta yaşayan bir yapıya kavuşur. Renk skalası tamamen doğaldır: Siyah, beyaz, kahve ve yeşilin binbir tonu. Yapay hiçbir müdahale yoktur; her renk, toprağın hafızasından gelir.

Halime’nin Sanat Personası
Halime Türkyılmaz resminin personasında evrensellik vardır. Türkyılmaz, evrensel-özgün bir doku/yüzey yaratıp, işlerini yapar. Onun bazen doğa kaynaklı, bazen nesne eksenli çizgi ve rengi jestüel bir yolla yüzeye çizerek, damlatarak, spatulayarak, fırçalayarak, sıçratarak aktaran, kuramı ile sentezleyen sanatı, onu dünya çapında özgün bir yüzey sahibi kılar. Aslında cismin sıcaklığı arttığında mavi rengin tayf içerisindeki payı büyür, kırmızının payı azalır. Doğal ve hassas bir terazidir bu.
Bu cümleler, onun sanat felsefesini en yalın haliyle özetler. Sıcaklık ve renk arasındaki fiziksel ilişkiyi, duygusal bir teraziye dönüştürür Türkyılmaz. Mavi, serinliğin ve derinliğin; kırmızı ise ateşin ve tutkunun temsilcisi olur. Ancak onun tablolarında bu tayf, statik değildir. Jestüel hareketlerle, damlalarla, sıçramalarla sürekli dönüşür. İzleyici, tuvalin karşısında durduğunda, sanki doğanın kendi nabzını hisseder: Bir rüzgâr eser, kum tanecikleri hafifçe yer değiştirir; bir ışık vurur, renkler yeniden doğar.
2019-2020 yıllarında yaptığı geçişle birlikte, kum resminin dokulu dünyasını yağlıboya ile birleştirdi. Artık eserlerinde hem mineral taşların ham dokusu hem de fırçanın akışkan ifadesi bir arada. Peyzajlar, portreler –özellikle Atatürk portreleri–, soyut formlar ve doğanın uyanışı temalı çalışmalar… Hepsi, Anadolu’nun sonsuz kırsalından, kadınların sessiz gücünden, ağaçların köklerinden besleniyor. O, kendini “görüntü avcısı” olarak tanımlar; doğayı avlar, ruhu yakalar ve tuvale hapseder. Bu tablolar, bozkırın sarı-yeşil tayfını, ağaçların köklerini ve rüzgârın izini taşır:
Bu eserlerdeki doku, adeta toprağın kokusunu taşır. Kum taneciklerinin her biri, sanatçının parmak izini taşır; her biri, Kırşehir’in bozkırından kopup gelmiş bir hikâyedir.
Yağlıboya çalışmalarında ise renkler daha cesur, jestler daha özgürdür:
Burada mavi ve kırmızı arasındaki o hassas terazi, adeta canlıdır. Sıcaklık arttıkça mavinin derinliği büyür; soğuklukta kırmızının tutkusu solar. Türkyılmaz, bu fiziksel gerçeği duygusal bir metafora çevirir.
Sergideki Halime: Düşsel Büyük Bir Sergi
“Düşler Atlası”, bir sergi olmanın ötesinde, kentsel belleğe işlenen bir kültürel yön tayini olarak okunabilir. Bu sergiyle birlikte sanat, Kocaeli’nde yalnızca galerilerin duvarlarında değil, kamusal yaşamın akışı içinde de görünür hâle gelir. Bu görünürlük, sanatın demokratikleşmesi açısından önemli bir eşik oluştururken, bireyin estetik deneyimle kurduğu ilişkiyi de dönüştürür.
Sergiden ayrılan ziyaretçi, yalnızca gördüğü eserleri değil, kendi iç dünyasında uyanan soruları da beraberinde taşır. Gerçeklik ile hayal, geçmiş ile şimdi ve yerel ile evrensel arasındaki sınırlar bulanıklaşır. Bu bulanıklık, belirsizlik değil; yeni anlamların doğabileceği verimli bir düşünsel alan yaratır.
Sonuca Giderken
Sonuç olarak “Binbir Gece'nin Büyülü Atlası”, bir şehrin kendini yeniden hayal etme cesaretinin estetik bir ifadesidir. Bu ifade, yalnızca bugüne değil, geleceğe de yön verir. Çünkü kentler, onları anlatan hikâyeler kadar yaşar; ve bu sergi, Kocaeli’nin anlatısına yeni ve güçlü bir bölüm ekler.
“Binbir Gece Resimleri: Düşler Atlası” sergisi, onun bu çok katmanlı dünyasını diğer altı ressamın eserleriyle buluşturacak. Renk tayfının enstalasyonlara dönüştüğü, çapraz bakışların hakim olduğu bu koleksiyon, izleyiciyi düşlerin coğrafyasına davet ediyor. Halime Türkyılmaz’ın eserleri burada, evrensel bir yüzey olarak parlayacak: Doğanın hamlığı ile insan ruhunun inceliğinin buluştuğu yerde.
O, sadece resim yapmıyor; bir atlas çiziyor. Her tuval, bir gece masalı; her kum tanesi, bir düş. Ve biz, o atlasın sayfalarını çevirirken, kendi içimizdeki bozkırı, kendi köklerimizi yeniden keşfediyoruz. Çünkü Halime Türkyılmaz’ın sanatı, tam da bu: Düşlerin ve renklerin ortak coğrafyası. Bu keyifli anlatıyı görün isterim. Küratörlüğünü Uğur Batı yaptı, sergiye kefilim! Bunu özellikle böyle ifade ettim, kendisi özel sergiler kuruyor.











Yorumlar