top of page

Kanada’da Toplanan COP15’ten Dünya’ya Umut Veren Gelişme


İzmirli gazeteci A.Nedim Atilla’nın Ege’de Sonsöz gazetesinde 20 Aralık 2022 tarihinde yayımlanan yazısı gezegenle ilgili gelecek için ümitlerimizin tükenmediğine işaret ediyor. Kendisinin izniyle paylaşıyorum. (*)

Türkiye’de kaç kişinin umurunda olduğunu bilmiyorum ama Kanada’da dün açıklanan COP15 kararları gezegenimizin geleceği için çok önemli… Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in dediği gibi “COP15’in tarihi sonucunu memnuniyetle karşılamamız gerek” Montreal’deki görüşmeleri uzaktan ama dikkatlice takip ediyorduk. COP15’in geleceği ile karamsar bir de yazı kaleme aldık ama Dünya, benzeri görülmemiş ve ölçülebilir doğa koruma ve restorasyon hedefleri ile Küresel Biyoçeşitlilik Fonu üzerinde anlaşmaya vardı. Evet evet BM, biyolojik çeşitlilik kaybını durdurmak için tarihi anlaşmaya imza attı… Anlaşmaya göre, 2030 yılına kadar kara ve denizlerin yüzde 30’unun korunacak ve 2030 yılına kadar her yıl 30 milyar ABD Doları finansman sağlanacak. Açıkçası bu kadar iyi bir sonuç beklemiyordum. Çünkü doğaya yatırım yapmak aynı zamanda iklim değişikliğiyle mücadele etmek anlamına da geliyor.

Bu anlaşma, Paris İklim Anlaşmasını tamamlayarak, biyoçeşitlilik konusunda küresel eylem için iyi bir temel sağlıyor. Artık dünya, 2050 yılına kadar sürdürülebilir bir küresel ekonomi için çift yönlü bir eylem yoluna sahip. Gerçekten de küresel GSYİH’nın yarısından fazlası ekosistem hizmetlerine bağlı ve bunun farkına varıldı ne güzel…

Türlerin yok oluşunun durdurulması ve genetik çeşitliliğin sürdürülmesi de dahil olmak üzere ekosistemlerin korunması, iyileştirilmesi ve canlandırılmasının ne kadar önemli olduğuna yeniden vurgu yapıldı, ne güzel.

Biyoçeşitliliğin “sürdürülebilir kullanımı” – esasen türlerin ve habitatların gıda ve temiz su gibi insanlığa sundukları hizmetleri sağlayabilmelerinin sağlanması olduğu anlaşıldı, ne güzel. Doğadan elde edilen kaynakların – bitkisel ilaçlar gibi – faydalarının adil ve eşit bir şekilde paylaşılmasını ve yerli halkların haklarının korunmasını sağlamak da önemsendi. COP15’e gelen Kanada’nın yerli halklarının sesleri duyuldu, ne güzel.

Dünyadaki tüm yöneticilerin artık doğayı korumak ve eski haline getirmek ve onu şimdiki ve gelecek nesiller için sürdürülebilir bir şekilde kullanmak için bir yol haritası var. Ve doğaya yatırım yapmak aynı zamanda iklim değişikliğiyle mücadele etmek anlamına da geliyor. Küresel karasal ve deniz alanlarının yüzde 30’unu korumak ve bozulmuş ekosistemlerin yüzde 30’unu eski haline getirmek gibi hem ölçülebilir hedeflere hem de bunların uygulanmasını Küresel Biyoçeşitlilik Fonu ile finanse edecek bir mekanizmaya sahip olmamız çok olumlu. Uluslararası toplum, özellikle en savunmasız ülkeler ve en fazla biyolojik çeşitlilik için uluslararası bir dayanışma paketine ortak oldu.

Bu müzakerelerin dört yılı boyunca AB, iddialı bir anlaşma için alan yaratmaya çalıştı. Şimdi tüm ülkelerin 2030 ve 2050 için doğa hedeflerimizi gerçekleştirme zamanı. Ursula von der Leyen’in şu sözünün de bizim ülke için kıymetli olduğunu düşünüyorum: “Avrupa’nın büyüme stratejisi olarak Avrupa Yeşil Anlaşması, bizi bu küresel ekonomik dönüşümün ön saflarına yerleştiriyor.” Karalar, sulak alanlar, denizlerin en az yüzde 30’unu korumayı hedefleyen çerçevenin kabul edilmesi olumlu bir gelişme ancak ekosistemlerin korunması, üretim ve tüketimin ayakizinin azaltılması doğa için kritik konularda hedeflerin olmaması ulusal uygulamalardaki etkisini azaltabilir.

BiaNet’in anlaşmadan çıkardığı sonuçlara gelirsek sevinmek olası: Doğa Pozitif ve Net Sıfır ekonomiler: COP15, doğanın düşüşünü nasıl durduracağımız ve tersine çevireceğimiz konusunda net bir hedef, finansman ve yol haritasına işaret ediyor. Net sıfır ve doğa pozitif ekonomilere ulaşma arzusu artık uluslararası hukukta kabul gördü; eylemsizlik için hiçbir mazeret yok. Bunun sonucunda hükümetlerin planlama ve yasama yapması bekleniyor.

İklim / Gıda / Ekonomik güvenlik: Doğa kaybı iklim sorununun üçte birini oluşturuyor ancak doğa çözümün üçte birine de katkıda bulunabilir. Doğayı korumak ve restore etmek için harekete geçmeden Paris anlaşmasınab ulaşamayız; bu anlaşma iklim, ekonomi ve gıda güvenliğimiz için hayati önem taşıyor.

Hükümetler ve şirketler hesap verebilir olmalı: Doğa için yeni küresel anlaşma, büyük ölçüde göz ardı edilen önceki Aichi hedeflerinden tamamen farklı. COP15, güçlü hükümet planlarını ve iş dünyasının hesap verebilirliğini merkeze koyuyor; ekonomilerin her sektörü işin içinde ve hiç kimse muaf değil.

Masada büyük finansman var: Gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere yılda 30 milyar ABD doları tutarında uluslararası kamu finansmanı, gelişmekte olan ülkeleri destekleyecek ve doğayı korumak ve restore etmek için harekete geçilmesini sağlayacak.

Konuyla ilgili olarak yıllardır büyük bir mücadele veren bazı kurumların temsilcilerinin görüşleri ise şöyle: Avrupa Birliği’nin yürütme organı olan Avrupa Komisyonu’nun Çevre, Okyanuslar ve Balıkçılıktan Sorumlu Üyesi VirginijusSinkevicius: “Doğa bizim gemimiz. Onun su üstünde kalmasını sağlamalıyız. Bilim insanları, ormanların ve otlakların daha önce görülmemiş oranlarda yok olması ve okyanusların kirlilikle yüz yüze olması nedeniyle insanların Dünya’yı güvenli sınırların ötesine ittiği konusunda uyarıda bulunuyor. SARs CoV-2, Ebola ve HIV gibi hastalıkların vahşi hayvanlardan insan popülasyonlarına yayılma riskinin artması sorununa da dikkat çekiliyor.”


WWF Küresel Direktörü MarcoLambertini:“2030 Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi’nin kabul edilmesi için, yıllardır mücadele eden herkes için, bu çerçevenin geldiği nokta her şeye rağmen insan ve dünya için bir kazanım. 2030 yılına kadar biyoçeşitlilik kaybını durdurmak ve doğa kayıplarını geri kazanmak için bu çerçeve doğru bir adım ancak sadece söz vermek yeterli değil. Biyolojik çeşitliliği Korumazsak Kaybederiz”

(*) https://www.unep.org/un-biodiversity-conference-cop-15

Comentarios


bottom of page