top of page

Düştüğün yerden kaldırırım seni



“Mağlup olmuş insanların mazeretlerini kimse dinlemez... Ne mazeretlerini, ne çektiği acıları, ne hayal kırıklıklarını, hatta ne de özürlerini... Mümkünse bu dünyada mağlup olmayacaksın Ester... Zayıf düşmeyeceksin, tökezlesen de yıkılmayacaksın, yıkılırsan kimse kaldırmaz seni düştüğün yerden. Çiğnenip gidersin çizmelerin altında...”

Elveda Güzel Vatanım- Ahmet Ümit


Hayatta kalma içgüdüsü, insanın en güçlü itkisidir. Sürüngen beynimiz, yüzyıllardan bugüne bize genetik olarak “kendimizi ve ailemizi korumamızı” öğütler. Tehlike anında harekete geçer ve bizi “güvende” tutar.


Ancak bazen elde olmayan nedenlerle düşeriz. Yaşadığımız dünya pek çok garabete gebe… İklim krizleri, sağlıksız hava şartları, çalışma hayatındaki stres ve sorunlar, eğitimin giderek pahalı ve ulaşılmaz olması, sağlığımızı sürekli kaybetme korkusu, “her an başımıza bir şey gelecek” hissi ile yaşamak.


Sağlıklı olmak için dış dünyanın ona dayattığı kurallara uymaya çalışıyor insanlar ama “sağlıklı olma, var olma” halinin aslında topyekün bir duygu olması gerektiğini biliyor.


Hayatını güven içinde sürdürmek istiyor ama ekonomik daralma, dolandırıcılığın artması, deprem riski, sağlıksız çalışma şartları onu içine kapanmaya ve kaygıya itiyor. Doğal afetlerin yaygınlaşması nedeniyle kendimizi evimizin içerisinde bile “güvende” hissetmiyoruz. Ve her geçen gün, bu “güvensiz” dünya içerisinde, birey yalnızlaşıyor, düştüğünde ona el uzatacak bir güç bekliyor.




Toplumun, güvensizlik duygusu içerisinde gösterdikleri davranış biçimleri de bir model izlemeye başlıyor:

1. Her şeyi detaylı biçimde online kıyaslamak

2. Satın alma kararı vermeden önce forumlara/yorumlara/şikayet sitelerine bakmak

3. Mağazada ürün beğenip, internetten satın almak

4. Kişisel güvenlik aplikasyonlarını sıkça indirmek

5. Sosyal medya hesaplarında kişisel bilgilerini kısıtlamak

6. Sosyal medya paylaşımlarını limitlendirmek

7. Markaların en ufak istikrarsızlıklarını, açıklarını aramak

Yakın zamanda yaptığım bir dizi birebir görüşme esnasında katılımcılara, arabası yolda kalmış ve yoldan birilerini durdurarak yardım isteyen bir kadının siyah beyaz fotoğrafını gösterdim. Yaptığım görüşmelerin neredeyse tamamında aynı diyaloglar yaşandı:

- Neler oluyor burada?
- Arabası bozulmuş, yolda kalmış, yardım için yoldan birilerini çağırmaya çalışıyor
- Sizce birileri yardıma gelecek mi?
- Bu devir de mi? Mümkün değil! Bak arabanın gözükmeyen kısmı var ya, orada başka birileri saklanmış olabilir, birisi yardım için durunca da onu dolandırabilir veya soyabilirler. Sonuçta böyle şeyler sıkça yaşanıyor. Artık kimse kimseye durmaz bu ülkede yardım etmek için…

Konumuz yol yardımı değildi, konumuz güven değildi, konumuz arabalar bile değildi… Ama fotoğrafa bakan tüm katılımcılar, yaşadıkları toplumun güven açığı nedeniyle benzer senaryolar anlattılar bana.


O an, hem üzüldüm hem de bir iletişimci olarak bu güvenlik açığının aslında farklı sektörler için fark yaratacak açılımlar sunabileceğini fark ettim.


Markaların en istikrarlı olmaları gereken dönemleri yaşıyoruz…

Lamı cimi yok, artık tüketicinin bilgi kaynakları çok geniş. Her yıl değişen sloganlar, konumlandırmalar, duruşlara prim vermiyorlar. Kendi yaşamlarında bulamadıkları istikrarı, sağlam duruşu markalardan bekliyorlar, hem de eskisinden daha fazla.

Markaların uzun vadeli düşünmeye başlaması ve pazarlamanın AB’sini yeniden hatırlamaları gerekiyor. İstikrar ve halden anlamak!


Sigorta sektörü için altın çağ!

Stabil dengeleri olmayan ülkelerde sigorta sektöründe ilerlemek zordur. Ancak aksi pencereden de baktığınızda, aslında tam da bu dengesiz ve kaygan zemindir sigorta sektörünün var olma nedeni.


Doğru yaşam döngülerine göre ayrıştırılmış ve ihtiyaç odaklı, farklı ekonomik kırılımlara göre paketlenmiş, daha yüksek sesle neden elzem olduklarını anlatan bir sigorta iletişimi dönemi başlatılmalıdır. “Düştüğünde seni ben kaldırırım, KORKMA!” diyen bir tonla yapılacak tüm iletişimler hele de sigorta primlerinin delicesine arttığı bu dönemde inanılmaz bir kabul görecektir.


Genel geçer içgörülerle değil, güncel dertlerle özdeşleştirilen mesajlarla sigorta sektörü altın çağına adım atabilir:

1. Depremin eşiği ve beşiğindeki Türkiye için deprem sigortası, daima akıllarda tutulması gereken ve her daim iletişimde ön planda olması gereken bir üründür.

2. Avrupa’ya oranla nispeten genç olan ancak giderek yaşlanan Türk nüfusu için sağlık sigortası artık bir lüks olmaktan çıkmak zorundadır. Bugün en basit sağlık sigortası bile pahalı. Sağlık sektöründe atılan adımlar genişlemekle beraber, özel sağlık sigortasının avantajlarına daha geniş kitlelerin ulaşabilmesi için, hem sigorta sektörünün hem de hastanelerin, kliniklerin daha fazla kişiye ulaşabilmeleri için özel paketlerin oluşturulması gereklidir.

3. Koruyucu sağlık hizmetleri, ön tanı çalışmalarının artışı için hastanelerin bireysel çabaları dışında doğru crm alt yapıları ile sigorta sektörü ve hastanelerin daha fazla beraber hareket etmeleri şarttır. Big data demek, Big Money demek. Herkes kendi datası içerisinde verimliliği artırmaya çalışsa da koordineli çalışmak herkes için avantaj olacaktır. Bugün bir hastaneyi ziyaret eden hastanın, hasta geçmişi ve gelecek adımları ölçümlenememektedir. Oysa tek havuzda hastanelerin ve sigorta kartlarının ortak datalarının analizi, bireyin sağlık adımlarını netleştirecek ve sunulacak avantajlar, imkan ve promosyonlar daha etkili hale gelebilecektir.

4. Hamile kalmanın zorlaştığı günümüzde, hamilelik sigortalarının, tüp bebek kırılımlarına kadar inmesi, bir iletişim argümanı haline gelmesi gerekmektedir.

5. Her zaman ısrarla savunduğum Bireysel Emeklilik ürünün, gelecek planlamadaki öneminin SSS mantığından öteye gidip, net kar avantajı, fon yönetimi desteği ile köpürtülmesi sektörün altın madeni haline gelmesini sağlayacaktır.

6. Garanti Bankası ve Eureko Sigorta’nın farklı ürün ortaya çıkarma ve bunu sunma alanındaki başarısını göz ardı etmemek lazım. Çantam Garanti’de, İşsizlik Sigortası, Kredi Kartı sigortası gibi etkili, kıymetli ve operasyonel anlamda hızlı ve sorunsuz işleyen ürünleri sektöre örnek olmalıdır.

7. Niş alanlarda da sigortalar üretilmelidir. Kadınların güzellik takıntısı, Çocuk eğitimleri, sporcu ve sporu hayat tarzı haline getirenler, extreme sporlara ilgi duyanlar, koşucular, yazlıkçılar, bisikletçiler gibi daha niş kırılımlar için de ufak primli, optimum kapsamlı sigortaların iletişimi yapılabilir.

8. Topyekün sağlıklı olma beklentisi için uzun süre yatar hasta olan çocukların eğitimlerine destek olmaktan, gençlerde sağlıklı yaşam bilincini oluşturma projelerine, kadınların en fazla etkilendikleri riskli hastalıklar konusunda farkındalık projeleri yapmaya, her geçen gün dibe vuran çalışan ruh sağlığı konularında da adımlar atmak sigorta sektörünün yeniden sağlıklı bir kullanıcı bağı kurması ve küçülen pazarı büyütmesi için bir çıkıştır.

Bugün elimizin altında sosyal medya ve digital dünya varken, Youtube’undan Facebook ve Instagram’ına kadar kırılımlı iletişim imkânlarımız varken, bu duyguları, ihtiyaçları paylaşan, yaşayan bireylere ulaşmak artık daha kolay.


Düştüğümüzde bizi üzmeden, yormadan çıkaracak dost markaların çoğalması dileklerimle…

Comments


bottom of page