MAKALE

Sabah kalkar kalkmaz ilk iş olarak cep telefonun ekranına bakmadan duramayan ve içleri rahat etmeyen, sofrada yemek sırasında bile birkaç dakikada bir ne var ne yok diyerek sürekli ekrana bakarak yaşayan, toplu yemek, eğlence, parti gibi sosyal ortamlarda bile bunu kesmeyen gençlere artık “screen” ve “teenager” kelimelerinin birleşmesinden oluşturulmuş “screenagers” deniliyor. Öte yanda, bir çeşit kaygı bozukluğu olan FOMO (fear of missing out), insanların gelişmeleri kaçırma korkusuyla gereksiz yere pişmanlık duyma davranışı olarak açıklanıyor psikolojide. Gelişmeleri kaçırma korkusu olan FOMO; bağlantılar çağındaki “aç kal, bağlı kal” anlayışındaki günümüzün iki ekranda seyir bağımlısı olan ve yukarıda sözünü ettiğimiz gençlerinin sosyal yaşamalarını neredeyse esir alacak biçimde biçimlendirmektedir. 

Sosyal medya hesaplarımızı sürekli kontrol ederek, kaç kişinin yorum yaptığına, kaç beğeni aldığımıza, kaç takipçi kazandığımıza bakıyorsak ve sürekli bir hesap kitap içinde çevremizdekileri takip ediyorsak, FOMO sendromuna yakalanmış olabiliriz. Arkadaşlarının bir şeyi kendinden önce okuduğunu ya da keşfettiğini fark ettiklerinde endişeye kapılıyor gençler. Sürekli bir huzursuzluk içinde olmakta, sinirli, stresli, öfkeli ve karamsar olunmakta, duygusal çöküşler yaşanmakta. Cep telefonuna bakma, beyinde zevk veren dopamin maddesinin salgılattırarak haz, mutluluk oluşturduğu ve bu yüzden de duygusal bağımlılık ya da cihaz, teknoloji bağımlılığı olarak da adlandırılan bir bağımlılık türü yarattığı biliniyor artık. Sosyal medya sinyalleri (mesaj geldi sesi, yazısı gibi) beynin ödül merkezini yüksek düzeyde uyarır, dopamin düzeyini yükseltir ve haz alma için takıntılı, vazgeçilemez bir arzu yaratır. Bu durum, bir süre sonra karşı konulamaz bir arzu ile gelen bir tekrar ve sonucunda bağımlılık olarak açıklanabilir. Hem kolay hem de ucuz bir dopamin etkisi yarattığından diğer bağımlılıklardan farklıdır da. 

Kim nerede ne yapıyor, neleri izliyor, nasıl eğleniyor? Neresi daha iyi, neresi daha cazip görünüyor? Nerede ne var? Kaça? Bu ve benzeri sorulara yanıtlar verebilmek için her şeyi takip etmek konusunda kendimizi hırpalarcasına gayret gösteriyoruz. Sürekli yeni bir şeyler görmek, merak ettiğimiz ortamlara girmek, ilginç bulduğumuz kişilerle tanışmak için, bir şeyleri kaçırmamak adına oradan oraya sürekli gitgelleri olan sanki göçebe (nomad) gibi bir yaşama razı oluyoruz. “Hiçbir şeyden geri kalmamak, eksik kalmamak istiyoruz” duygusunun hep bizimle olup bizi hiç bırakmaması ve sürekli izliyor gibi olması, sürekli planlar yaparak bu durumla ancak başa çıkabileceğimiz inancımızı ve hepsinde olmak, bulunmak isteğimizi körüklüyor. 

Okuduğum bir yazıda, Tata iletişim ve araştırma şirketi küresel yurttaşların %64’ünün internet bağlantısı olmayınca FOMO durumunda olduğunu belirtmiş. Sosyal etkileşim ve iletişim için kaçırılacak bir fırsat olabileceğini sanmak takıntılı bir ilgiye yol açabiliyor ve yalnızlık, sıkıntı gibi negatif sosyal ve duygusal deneyimi tetikliyor. Yalnızlık duygusu başkalarıyla bağ kurmada sosyal medyayı gerçek dünyaya tercih ettiriyor ve bu da yalnızlığı daha çok arttırarak FOMO durumuna katkıda bulunan bir kısır döngü yaratabiliyor. Sanal ortamlarda harcadığınız zamanın giderek artması aile ve arkadaşlarınızı ihmal etmenize neden olup yalnızlık duygusu yaratıyor. Ek olarak, internetimiz olmadığında soysal medyaya ulaşamamak içimizde bir boşluk yaratıp anlamsızlık gibi korkular yaratıyor ve sosyal medyada beğeni ve yorum arttıracağını düşündüğümüz aktiviteler yapıyorsak fomofobik olabiliriz. Herkesin yaptığından sürekli haberdar olma arzusu ve yeni gelişmeleri kaçırma korkusu ile sürekli sosyal medyayı kullanma ihtiyacı hisseden kişiler fomofobik olarak adlandırılıyor. 

Bu konuda en güvenilir araştırmalar, ölçekler, yorumlar “Computers in Human Behavior” dergisinde sıkça yayımlanıyor ve yararlanacakların hizmetine sunuluyor. Sürekli biçimde başkalarının neler yaptıklarına bağlanma arzusu ile ne yapılıyor, ne hakkında konuşuluyor, ne satın alınıyor sorularına yanıtlar aranır. Yaşam tatmini ve ihtiyaçlar açısından, alt düzeydeki olanlarının düşük düzeyde tatminlerinin sonucunda oluşur FOMO. En çok da sevilme ve saygı duyulma ihtiyacı tahmin edilmemiş olan kişilerde oluşan bir durum. Başkalarıyla aşırı bağlantılı olma tutkusu insanın ruhsal yapısını da olumsuz biçimde etkileyebiliyor. Temel psikolojik ihtiyaçları karşılanmamış olanlarda, kendilerini yeterli ve bağımsız görmeyen kişilerde daha yaygın olduğu araştırmalarla ortaya konuyor. 

Çevresini aşırı düzeyde kontrol etme ihtiyacı duyan, başkalarının ne yaptığını bilme isteği yüksek olan insanlar olarak gençlerde, erkeklerde daha yoğun gibi ancak her kesimde söz konusu. 2000’li yıllarda doğan, hızlı öğrenen ve teknolojiyi çok iyi kullanan, iletişim kuran, sürekli biçimde bağlantı halinde bulunan Milenyum nesli olarak da bilinen 13-17 yaşlarındaki Z kuşağında sosyal medyadaki FOMO türü daha yaygın ve sosyal kaygı durumu bu gruptakilerde daha fazla görünüyor. 

PAZARLAMA İÇİN FIRSATLAR MI? 

FOMO, tüketicileri ve pazarlamayı yakından hatta birinci dereceden ilgilendiriyor. Dedikodu, fısıltı, magazin, kent efsanesi, viral, ağızdan ağıza gibi kavram ve uygulamaların amaçlarından biri de bu değil mi? 

FOMO yeni bir kavram değil aslında. Savaş sonrası pazarlamacılar ve reklamcılar bunu çok sevdiler, kullandılar, teşvik ettiler. “Eğer Winston içmiyorsan, filtreli sigaralar arasındaki en iyi zevki kaçırıyorsun” mesajı örnek olarak hala hafızalardadır. Teknolojinin gelişmesi ile yüzyüze olan iletişim deneyimi değişen şeffaflık ve güncellik algısı ile birlikte geniş kitlelere hızlı biçimde yayabilerek dijital sosyal görünürlük yaratabilen dijital alana kaymış ve belki de bu işlevselliğinden dolayı sosyal medya kullanımı daha çok teşvik edilir olmuştur. Sosyalleşmenin normu değişti ve sosyalleşmek için bireylerin artık fiziksel olarak aynı mekanda olması gereği ortadan kalktı ve bir tuş mesafesinde ilişkiler, dostluklar kurulmaya başlandı. Aslında sosyal iletişim, hem gerçek (offline) hem de sanal (online) ortamın ikisinde de benzer nitelikte. Yüz yüze, gerçek iletişime dayalı geleneksel ağlar ile sanal ağlar birlikte seyrediyor ve “yakınsama” olarak adlandırılan günümüz olgularından biri gerçekleşiyor. Gerçek dünyada varolan geleneksel ağlardaki “herkes arkadaşını taklit ve takip eder” ilkesi, sosyal medyada iletişimin ölçeğinin büyümesi ile daha yoğun hale gelmiştir. “Onlar neredeyse siz de orada ve onlar gibi olmalısınız” sloganının amacının buralarda bağlantılı kalın demek olduğu çok açık değil mi? 

• Bu yeni teknoloji, iletişimi ve sosyal olarak bağlanmayı, bilgi paylaşımını düşük maliyetle ve kolay gerçekleştirmekte ve internetten önce dar alanda sözkonusu iken günümüzde geniş kitlelere hızla ulaşmakta. Instagram ile kimlerin neler pişirdiğini bile takip edebiliyorsunuz. Periscope ile hemen hemen her olay anında canlı yayın yapılabiliyor. Başkalarının bizden daha fazla ve güzele sahip olduğu kaygısı artıyor. 

• Sosyal medya, tüketicinin birbirleriyle iletişim kurmaları, ürün, marka ve şirket hakkında deneyim ve görüşlerinin paylaşımına olanak sağlıyor. Şirketlerin, pazarlamacıların da sosyal medyada bulunmalarını, kullanmalarını teşvik eder bu durum hiç şüphesiz. 

• “Takipte ol haberdar ol”, “Takipte kal geride kalma”, aslında gözetle, izle ve hiç eksik kalma, geri kalma demektir ve süzülme etkisi yaratır. Moda böyledir ve “in”ler, “out”lar, “en”ler bunun için yapılır popüler kültürde zaten. Bir tür hiç sonlanmayan “sürekli anlar” meselesidir belki de tüm bunlar. Bunlarda gündemde olan güncel sosyal iletişim ve etkinlikler; bir gösteri olabilir, şehirde açılan yeni bir restoran ya da giysi mağazası, bir şöhretin gelmesi gibi herhangi bir etkinlik olabilir. 

• “Mağazamızda benzerlerin arasında kendini bul” mesajı bu konuda başvurulan bir “mağaza terapisi” dir aslında. Bazen bunun etkisi ile hiç gerekmediği halde alışveriş yapıp ruh halimizi düzelttiğimiz olabilmektedir. Sonra “Alışveriş pişmanlığı” yaşansa bile kısa bir zaman için rahatlatıyor sanısı bunu vazgeçilmez kılıyor. 

• “Sakın kaçırma, sonra bakakalma”, “Kaçırılmayacak bir fırsat”, “Kaçırmayın, üzülmeyin”, “İndirimi kaçırmamınız için bu kadar zamanınız kaldı “ önerileri gibi uyarıcı mesajlar, yaygın birer pazarlama iletişimi taktiğidir. Bağlantıda kalma ile Duracell Powermat, “Şarjda kal” sloganlı reklamı ve Heineken biraları fazla içerek güzel bir partiyi ve güneşin doğuşunu kaçırabileceksin temaları da bu konuda farklı örnekleri oluşturabilir. Nelerin kaçırılabileceği ve pişmanlık duygularının vurgulandığı Nescafe’nin “Hayata Uyan” kampanyası ile güncel bir mesaj olan “Biletler tükenmeden tıkla” başka örnekler olarak da gösterilebilir. 

Tüketiciler seçimlerini yalnız başına yapmıyorlar. Satın alma kararlarında etki edenler kadar etkilenen insanlar da önemli. Çoğumuz için yaşamın içinde inşa edilmiştir ve bunaltıcı, bıktırıcıdır FOMO. Bir şeylerden geri kalma kaygısını körükleyerek sürekli yoksunluk durumu içindeki bireyin hep yoksun kalma algısını oluşturur. Onlar gibi olma duygusu, yan komşumuz çim makinası aldığında siz de bunu takip edip haberdar olduğunuzda bir şeylerden geri kalmama, yoksun kalmama adına var olanın yerine yenisini alma peşinde oluruz çoğu zaman. Şu ifadeleri sıkça ve artan biçimde etrafımızda duyar olduk: “Benim neyim eksik?”, “Neden bizde de olmasın?”, “Benim kızımın, oğlumun nesi eksik?”. Bu sorularla hep başkalarıyla bir kıyaslama içerisinde bulunarak rekabet edilmeye çalışılmakta. Aslında, sığ bir kişisel başarı, kendini ispat etme ve rekabet için başvurulan yöntem olarak düşünülebilir. 

Gelişmeleri kaçırma korkusu olarak tanımlanan FOMO duygularına sahip kişiler bir şey kaçırırsam korkusu yaşıyor, kendilerini kötü hissediyorlar, kısa süreli de olsa dahil olmama durumunda bunalıma girebiliyorlar. Sadece bu duygunun ve sendromun oluşmasını anlamak, belirlemek yeterli değil hiç şüphesiz. Pazarlamanın görevi burada başlar ve bunun çözümünün bir parçası olmak, stresi azaltmak için benim ürünümü ve markamı kullan, der. “Çözüm bizde” mesajını vermesi ve gerektiğinde “kıyaslama” yaptırarak, çözümün nasıl olacağının farkına vardırmaya yardımcı olur. Hep bir şeylerin eksik olduğu ve bunun pazarlama mesajlarında vurgulanması yeni değil. Eksik ve yetersiz kalma, bir ürün ve marka ile giderilebilir demek geçici olsa bile bir vaattir ve pazarlamayı zaafları ayartma, gıdıklama sanatı olarak görenler için vazgeçilemez ve bulunmaz bir yaklaşımdır. 

Bu yaklaşımlar sonucu ya maddi mutluluklar edineceğiz ya da kendimizi diğerlerinden aşağıda bulup moralimizi bozacağız. Ancak, iş burada da bitmiyor ve bu rahatsız edici durumdan kurtulmak için hareket etmeye hazır hale geliyoruz. Bu tür değerlendirmeler hemen hemen her yaş ve cinsiyet grubunda olabilmesi mümkün. Önceleri aile, akraba, hısım, komşular, arkadaşlar ve referans grupları arasında başlayan bu kıyaslama günümüzde sanal ortamda da devam etmekte ve ruhsal problemleri de beraberinde getirip rahatsızlıklar vermeye başlayabilmekte. 

Günümüz tüketicilerinin şirketlerden istekleri arasında, hemen daha hazır halde olmaları ve reklamlarda bile telefonlarını bulundurma talepleri çok yüksek. Gelişmeleri ve gündemi kaçırma korkusu, endişesi pazarlamacılar için de geçerli olan ruhsal bir problemdir. İzleyicileri, takipçileri gibi pazarlamacılar da FOMO hissedebilirler. Hedef kitleyi oluşturan tüketicilerin çoğunluğu sosyal medya kullanıyor ise, bunların çoğunun FOMO deneyiminde olması çok doğaldır. Bu konuda pazarlamacılar için izlenebilecek ve yararlı olabilecek yollar şunlar olabilir: 

1.Yeni teknikler, yeni kanallar nerededir, onları bulmak ve böylece geri kalmamak isteğini tatmin edebilir. 

2.Dar alanda odaklanma konusundaki yanlışlığı bu çoklu kanallarda hedef izleyicinin, tüketicinin nerede olduğunu bularak ve kendi markasını test ederek giderebilmeli. 

3.Hedef pazarın tercihlerine göre pazarlama mesajları ve sunulan deneyimler güncellenmeli, yeni deneyimleri sunabilmeli. Sizin videolarınızı izliyorlar mı? Kaç kişiler ve ne kadar izliyorlar? Bu konuda yanıt aranan sorulardan birkaçı. 

4.İş dünyasında ve özellikle de pazarlama uygulamalarında FOMO hissetmemek için ölçümlerle çalışmak gerekir. Ölçülebilir performans ile daha iyiye gidip gitmediğimiz, bunların ürünlerimizle, markamızla bütünleşmesini ve en son olarak da hangi konularda, nasıl gelişmeler yapılabileceği belirlenebilmelidir. 

5. Olumsuzluklara karşın kontrol edilebildiğinde hiç şüphesiz FOMO olumlu da olabilir. Tüketiciler küresel topluluğun bir parçası olarak kendilerini görebilmekte, destek, yardım ve rehberlikleri sosyal medyadan bekleyebilmekte ve daha yeni, daha iyi bağlantıları kurabilmektedir. 

Bunları bilerek, doğru analizler yaparak FOMO etkisinden rahatlama sağlanabilir, hiçbir şey kaçırılmadığından emin olunabilir ve daha olumlu uygulamalara geçilebilir. Kimse doğru yerde, uygun zamanda olmayı kaçırmak istemez. Genel gidişatın ve akan nehrin karşısında, yanlış tarafında olmak ve ters kararlar almak, ürün ve marka açısından egoyu rahatsız eder. Kimsenin sizi istemediğini bilmek ürkütücü ve korkutucudur. Bu nedenle birçok şirket güvenli yol olarak “bekle-gör” stratejisini uygular. Böylece neler olduğunu anlamayı ve ona göre hareket etmeyi yeğler. Öte taraftan tüketici, izleyici çok acımasız eleştiriler yapar ve bunları hızla yaymaktan hiç de çekinmez. 

Tüm bunları dikkate alarak kışkançlık, pişmanlık gibi duyguları tahrik etmek yerine pazarlama uygulamalarını, deneyimlerini daha işbirlikçi, daha yenilikçi yapmak ve daha verimli yapmak için FOMO kavramı ve olgusu en azından anlaşılmayı hak eder. 

YENİ OLARAK NELER VAR ? 

Sürekli bir şeyleri kaçırmaktan, geride kalmaktan korkmak olarak tanımlanabilecek bir kavram olarak FOMO hiç şüphesiz artısıyla, eksisiyle, karşıtıyla birlikte var oluyor. Bunlardan biri JOMO (joy of missing out) bir şeyler kaçırma mutluluğu denilebilir. İnsanların FOMO karşıtı duygularına hitap etmekte ve farkındalık, davranış değişikliği gibi önermelerle NO FOMO akımının bir parçası olmaya çalışmaktadır. NO FOMO partiler düzenleyebilir, sloganlar atabilir ve aktif olabilir bu akıma gönül verecek olanlar. Ancak, FOMO’ya tutulduysanız işiniz oldukça zordur. Bir diğer gelişme de, daha çok argo dilinde yaygın olan ve biraz da vurdumduymaz, umursamaz bir davranışı anlatan YOLO, You Only Live Once (sadece bir kere yaşarsın) olanın ötesini dene anlayışıdır. Bu kavram, yaşamın her alanında risk alıp, “ne istersen pişman olmadan yaparak anı yaşa” tavrı ile özetlenebilir. “Eğer önde değilsen, geridesindir” mottosunda belirtilen anlayışı savunan görüş ise FOMO için bir parça olumlu bakışa sahip olanlardır. Zamanın sınırlı, seçeneklerin ise uçsuz bucaksız olduğu bir dünyada yaşıyoruz inancı, böyle bir yaşamı desteklemektedir. Başkaları kazançlı deneyimler elde ederken zamanım yok, benim bunları kaçırmamam gerekir düşüncesini açıklar. Bir parça “Carpe Diem FOMO”dur anlayışı ile açıklanabilir bu yaklaşım. 

Bu gelişmeler bitecek gibi görünmüyor. Bakalım daha neler çıkacak önümüze?

"FOMO" Bir Pazarlama Silahı Olabilir mi?

Yavuz Odabaşı

  • White YouTube Icon
  • White LinkedIn Icon
  • White Facebook Icon
  • White Instagram Icon
  • Twitter Clean

© 2017  BrandMap

Cihangir Mah. Yeni Yuva Sok. No.18 K.2 D.3 Beyoğlu İstanbul 

T.0212 973 7375 

kullanım Koşulları

Güvenlik Ödeme ve Teslimat 

Üyelik Sözleşmesi