MAKALE

“Bireyin yaşantısı bize olaylar dizisi içinde düzenlenmiş görünür. Bu diziden hatırladığımız olaylar ‘daha önce’ ve ‘daha sonra’ ölçüsüne göre sıralanmış gibidir. Yani birey için bir ben-zamanı, ya da öznel zaman vardır. Bu zaman kendi içinde ölçülemez. Olaylarla ve sayılar arasında öyle bir ilgi kurabilirim ki, büyük bir sayı önceki bir olayla değil de, sonraki bir olayla ilgili olur.”

Albert Einstein

Ne zaman birisi bana zamanı sorsa- gün, ay, saat- ya da ben sorsam gözümün önünde hep aynı resim belirir. İlkokul duvarlarında asılı olan tarih öncesi çağdan başlayıp, gelecek çağ ile biten “zaman çizelgesi” ve hemen altında sonbahar ile başlayıp yaz ile biten “mevsimlerimiz”. İkisi de konuya uygun, çocukların hafızasında yer edecek illüstrasyonlarla dolu, renkli şeritler. Yıllarca sınıfta aynı panoda durdu ve ben ne zaman sıkılıp duvara baksam bana derste olduğumu hatırlattı her ikisi de. Ben hep mevsimleri sonbaharla başlayıp, yazla biter diye düşündüm. Sonra bir espas. Zaman düz bir çizgide akıp gitti. İnsanlık tarihi de böyle oluşmamış mıydı? Tarih öncesi ve tarih sonrası çağlar bir noktada başlamış ve ilerlemiş. Bir bakmışım günü yaşıyorum. Sonra sağıma bakıyorum gelecek, daha yaşamadığım ve hep acaba neler olacak diye düşündüğüm süreç (Neden sağ, çünkü gelecek benim sağımda kalıyordu ve bu mitolojik çağlardan gelen bir semboldü). Bu anı öylesine canlı ki belleğimde, zamanla ilgili sorular hep aynı fotoğrafı canlandırıyor. Hatta aynı kokuyu duyuyorum “o zamanın” kokusunu. Biraz toz, biraz tebeşir, çokça kalem ve silgi… Bu fotoğraf, bu koku bir yanılsama olabilir mi? Yoksa zamanın akmasına karşı kendimce aldığım bir önlem mi?

Yanılsama “gerçek bir duyumsamanın yanlış yorumlanması ya da yanlış bir biçimde algılanması” ise, bu görüntüler, bu koku aslında zihnimin ufak bir oyunu olmasın. Ve zihnim buna benzer oyunlar oynuyorsa eğer; ben gerçeği nasıl yakalayacağım. Çocukken bir türlü geçmek bilmeyen zamanın yaş ilerledikçe daha hızlı geçmesi de bir yanılsama mı? Bütün bu imgeler, hızlanan zaman, hatırlanan efektler aslında hayatın kendisi. Hayat dediğimiz şey de bir zaman diliminden ibaret aslında.

Peki “zaman” ne öyleyse?  Zaman, bir “Anı” diğer “An” ile kıyasladığımızda ortaya çıkan bir kavram. Diyelim ki bu satırları okumadan önce maillerinizi kontrol ettiniz. İşte maillerinize baktığınız “an” ile “şu an” arasında bir süre olduğunu düşünür ve buna “zaman” dersiniz. Gerçekte ise, bilgisayar başında geçen “an” sizin hafızanızdaki bir bilgidir. Ve siz içinde bulunduğunuz “şu an” ile hafızanızdaki bilgi arasında bir kıyas yapar ve bunu “zaman” olarak nitelendirirsiniz. Bu mukayeseyi yapmadığınız takdirde zaman kavramı da kalmayacak, insan için sadece içinde bulunduğu “an” mevcut olacaktır. Zaman algısını elde ettiğimizde, hafızamızdaki bilgiler doğrultusunda bu zamanın uzunluğuna veya kısalığına karar veririz. Oysa bu “uzunluk” ve “kısalık” da tamamen beyninde oluşan ve bu kıyastan kaynaklanan bir histir. Yani bizim ona yüklediğimiz bir anlamdan ibaret.

Ünlü fizikçi Julian Barbour, zamanın tarifini şöyle yapar. “Zaman eşyaların pozisyonlarını değiştirme ölçüsünden başka bir şey değil. Bir sarkaç sallanır, saatin kolları ilerler”.

Barbour, zamanın mutlak olduğuna dair inancın batıl olduğunu belirtir. Ve günümüz fizik araştırmaları bu gerçeği açıkça göstermektedir. Zaman mutlak değil, meydana gelen olaylara göre farklı algılanan, göreceli bir kavramdır.

Kısacası zaman, beyinde anı olarak saklanan birtakım bilgiler, daha doğrusu görüntüler arasında kıyas yapılmasıyla var olmaktadır. Eğer insanın hafızası olmasaydı, sadece içinde bulunduğu anı yaşayacak, beyni bu tür yorumlar yapamayacak ve dolayısıyla da zaman algısı oluşmayacaktı. Zamanın mutlak olmadığından, sadece algıyla var olduğundan yola çıkarsak, gerçekte zamanın akıp akmadığını, hatta akıyorsa da nasıl aktığını bilemeyiz.

Zaman karışık bir kavram. İçinde politik, ekonomik, sosyo-kültürel, mitolojik ve bireysel faktörleri barındırıyor. Zamanı ne kadar çok parçaya bölerseniz “Ona” sahip olma gücünüz de o kadar çok artıyor. İngiltere’nin denizcilikteki başarısı Greenweich’in başlangıç meridyeni sayılma nedeni. Babillilerin icadı olan “dakikalar” daha kesin zaman ölçüsüne ihtiyaç duyulan Sanayi Devrimine kadar pek az kullanılmış. O süreçten itibaren “zaman” hızla daha küçük parçalara ayrılıp, (modernitenin ürünü) sonsuzu bölme tutkusu ağırlığını hissettirmiş. Yani zamanı ne kadar ufak parçalara ayırırsak, zamana hakim olduğumuz inancı gelişmiş. Oysa bu hakimiyet duygusu bile yaşlılıkta zamanın daha hızlı geçmesine engel olamadı ya da çocuklukta daha yavaş akmasına. İnsanoğlunun tüm çabaları bu yanılsamaları ortadan kaldırmaya yetmedi kısacası.

İmgelememiz “zamanı” ancak çizgisel tasavvur ettiğinde kavrayabilir. Aslında zamanın özü uzaydır. Önce, sonra, uzun, kısa bunların hepsi bizim yarattığımız bir eksende mevcuttur. Zamana yön atfetmekten başka, hız ve esneklikte atfederiz. Zaman daralır, genişler. Bütün bu yorumlarda iç çevrimlerimiz (biyolojik), iç dünyamız (psikolojik) etkilidir. Çocuklarda zamanı doğru tahmin etme yeteneği yaşla artar. Yani çocukların zamanı kavrama ve zamanı kullanma becerileri düşüktür. Bütün masallar, bütün çizgi filmler zamansızdır. Okuldan eve gelen çocuk, ödevleri yapması için gereken zamanı çok uzun algılar. Bu nedenle de oyun oynarken uyku saati geliverir. Yani ufak bir yanılsama. Yaşlılıkta da tekrar çocukluk seviyesine iner. Yaşlandıkça saatin çarkları gençlikten daha düzensiz, daha yavaş döner. Biyolojik metronom yavaşladıkça, dış dünya hızlanmış gibi algılanmaya başlar. Tabii bir de yaşlanmak demek, zamanın çokça geçmesi, hafızada birçok anının birikmesi ve bu anılar arasında çokça mukayese yapmak demek. Yani kronolojik olarak ne kadar süre geçtiyse, kıyaslama ölçüleri de bir o kadar küçülecek ve çoğalacak demek. Oysa çocuklarda öyle mi? 5 yaşındaki çocuk için 1 yıl çok uzundur. Çünkü yaşamının 1/5’i. 50 yaşındaki bir insan içinse 1/50’si. Hangi parça daha uzun… Demek ki; nesnel yavaşlama öznel hızlanmaya neden oluyor. Yapılacak çok şey varken bizim hızımız düşer. Saat zamanını farkında olmadan psikolojik süreçlere göre okuruz. Sevdiğimiz birinin gelmesi, sınav sonuçlarının açıklanması hep gecikir. Hatta ömrümüzün “yarısı gider”. Ya da tatiliniz nedense hep çabuk biter, tam tadına varacakken dönüş yolundasınızdır. Yine ufak bir yanılsama…

Zamanın hızlı, yavaş, dar, geniş algılanması yanılsamaysa eğer, zamanın akışı belleğimizin, biyolojik ve psikolojik süreçlerin oyunu ise eğer, ben hangi “zamanda” var oldum?

Bu zaman dilimi de, dilim olmaktan çıkıp sonsuzluğun içinde kendini tekrar ediyor olmasın veya böyle bir zaman dilimi zaten “hiç yoktu” ki demeyin sakın.

BEN HANGİ ZAMANDAYIM

Sibel Erentay

  • White YouTube Icon
  • White LinkedIn Icon
  • White Facebook Icon
  • White Instagram Icon
  • Twitter Clean

© 2017  BrandMap

Cihangir Mah. Yeni Yuva Sok. No.18 K.2 D.3 Beyoğlu İstanbul 

T.0212 973 7375 

kullanım Koşulları

Güvenlik Ödeme ve Teslimat 

Üyelik Sözleşmesi